Özümüz Sevgi Yolumuz Işık
İnsanoğlu yaradılışın ilk anlarından beri evreni, yaşamı ve kendini sorgulamış, varoluşun gerçeğini aramıştır. Ben kimim, neden dünyaya geldim? Yaşamın amacı ve benden beklenen nedir? Sonunda nereye gideceğim sorusu bu arayışın temel kaynağını oluşturmuş ve insanoğlu evreni, yaşamı keşfe çıkmıştır. Kendinde başlayan ve kendinde bitecek olan uzun bir keşif yolculuğuna. Özünden kaynağına uzanan bu yolculukta, mesafenin başladığı noktada bittiğini farkedinceye kadar süren bir keşif yolculuğu bu. Kendini, özünü bulduğunda; bulduğunun diğer özlerle aynı olduğunu ve hepsinin tek bir öz olduğunu anladığında varoluşun gerçeğine götüren bir ışık yolu bu. Sevgi rehberi bu ışık yolunda ve o ışık içimizde. Sevgi ile açığa çıkacak, sevgi ile parlayıp güçlenecek, sevgi ile çoğalıp aydınlanıp aydınlatacak. Sevgiyle ışığa, ışıkla sevgiye yol alacağız. Özümüzü bulacağız. Özümüz sevgi, yolumuz ışık. Bu ışık yolunda sevgiyle beraber yol alacağız, Amacım sizlere neyin doğru neyin yanlış olduğunu veya neyin güzel, iyi veya güzel, iyi olmadığını anlatmak değil. Siz yol arkadaşlarımızla beraber özümüze içimizdeki ışığa doğru bir yolculuk bu...
Tarihler boyunca el almak, ocak, keramet sahibi, şifacı gibi yorumları Anadolu kültüründe çokça duyduk. Bu yorumlar son yıllarda inisiye olmak, kanal olmak, enerjiler, reiki, bioenerji gibi tabirlerle yer değiştirip gündeme geldi. Bu konuda pek çok psişik literatür çıktı. Kuantum fiziğinin yeni değerlendirmeleri ile ezoterik bilgileri, çağdaş bilgilerle zenginleştirip kazanmaya çalışıyoruz.
Yeni çağ enerjilerinin açığa çıkması ile güçlenen ve bu dünyayı saran akımın temeli nerelere dayanıyor.
· Uzak doğu kültüründen tanıdığımız bu bilgilerle biz yeni mi tanışıyoruz?
· İnsanoğlunun özüne götürüp kendisi ile tanışması, potansiyel güçlerini açığa çıkarıp, ben varım diyebilmesi için açılan bu yolları biz yeni mi öğrendik?
Anadolu ve İslam kültürü binlerce yıllık geçmişi ile bu bilgileri bize çeşitli kaynaklarca anlattı, bildirdi ve yarattı. Dünyaya tıbbı tanıtan İbn-i Sina gibi sevgiyi de dünyaya Mevlana anlattı, Hem de ruhların en karanlık devrinde. Muhittin Arabi Futuhat-ı Mekkiye eserinde, bugünkü astrolojinin en mükemmel izahını yaptı. İbrahim Hakkı Erzurumlu'nun Marifetname isimli muhteşem eseri, Nur'ül Arabi'nin Felek-ül Name, İmam-Aziz Nesefı'nin Zübdetül'l Hakaik, Veliyyullah Dihlevi'nin Hüccelullahi'l Baliğa isimli değerli eserlerdeki bilgiler, astrolojinin, kozmik ışınlarının ve beyin programlanmasının en mükemmel açıklamasını yapıyor. Kimliğin tespiti olan manaların esma terkiplerince düzeninin en güzel izahı bu eserlerde. Ve kaynakları İslamiyet ve Kuran ayetleri...
Enel Hak ! "Ben Allah'ım" diyen Hallac-ı Mansur'un kültüründen geliyoruz. Tevhid bilincinden Vehdet bilincine geçiş derken, Tevhid inancının yaradanın tek olduğunu, bir üst bilinç olan Vahdet bilincinde ise bütün yaratılanların o "TEK"i bütünü oluşturduğunu bize Vahdet-i Vücud felsefesiyle tasavvuf ilminde anlatmışlardı.
· Yunus Emre'nin "Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" derken anlattığı neydi ?
· “Kendini bilen Rabbini bilir” sözü özün kaynağını anlatmıyor mu?
· Mevlana'nın "Sen ne düşünürsen O' sun" sözleri pozitif düşünce ilkelerini, El Ibriz'in suyu geçerken düşünce gücünü kullanıp kuantum düzeyinde özdeşme prensiblerini hatırlatmıyor mu?
· Bütün dinlerdeki ibadetler özle kaynak arasındaki ışık yolculuğu değil mi?
Ya psişik literatüründeki farkındalık bilinci ile 'Hakikate Ermek' sözlerinin tam karşılığını bulması? Kalp gözünün açılması, perdenin kalkması, gaybı bilmek, kehanette bulunmak, keramet sahibi olmak değildir. Dış kabuğunu arındırıp özüne ulaşmış insandır. Farkında insan. Hakikati bilen Allah'la bir olan değil, zaten bir olduğunu bilen, fark eden, anlayan insandır. Onun gelişmiş olan bilinç seviyesi yaradanına olan nispeti oranıdır. Ne oranda ortaya çıkabildi ise görme nispeti de o derecededir. Ve onun gözleri ile yaradılanları ve kendini görür. Bunda kabullenme, boyun eğme değil, fark edip değerlendirme var. Farkındalık bilincine erişen insan alemin yaradılış sebebi olduğu kadar alemin koruyucusudur da. Görevini bilir. Rahmet eder, yeni olumlu oluşumları sağlar. Bilgi insan kalbinin (benliğinin) en derinliklerinde yatmaktadır. Aklın ötesindedir. Akıl oraya ulaşmak için vasıtadır. Kişi her bilinç seviyesinde (mertebede) bilgi alır. Fakat bu bilgiyi veren her aşamanın niteliğine göre çeşitli suretlerde görülen ben'dir. (nefis) Herkes gücü oranında külli akli iradeyi ortaya koyar. Farkındalık bilincine ulaşmış insan Allah'ın tezahür halindeki bilincidir. “İyilik ve kötülük hakkındaki hükmümüz bilgimize bağlıdır” der Muhittin Arabi. Bizim savunduğumuz tezimiz farkındalık bilincinin özünü anlatmıyor mu?
Hz. Mevlana: Halk ben Allah'ım demeyi büyük bir sav sanır, oysa büyük sav "Ben kulum" demektir. Bunu dile getiren kişinin birbirinden ayrı iki varlığın var olduğunu kanıtlaması gerekir. Hem kendini kanıtlamalıdır, hem Allah'ı. Ben tanrıyım diyen kendini yok saymış “Ben yokum, olan hep odur, Allah'tan gayri varlık yoktur, ben yokluğum, hiçim” demiş olur. Kişi Allah'ı hoşnut etmek için kulluk etmektedir. O Allah için kullukta bulunurken, hem kendini görmektedir, hem eylemini, hem Allah'ı! Aynayı tutan da biziz, aynaya bakan da biziz, aynada görünen de biziz, aynada biziz, derken evrenin özünü, parçası bile olmadığımız o bütünü “ TEK'i ” anlatmıyor mu?
Ben kendi ilmim, çalışma alanım olan Bioenerji uzmanlığındaki (şifacılık) enerji çalışmalarım esnasında, ilk defa çakraların abdest ve namazda kullanılan ana merkezler olduğunu fark ettiğimde biz bunları biliyor, kullanıyorduk diye başladım çalışmalarıma...
Ve Tasavvuf'taki yedi merhalenin, benliğin sınırlarını tespit eden bilinç alemine ve bizim literatürümüzdeki yedi bilinç aşamasına tıpa tıp uyduğunu, çakraların frekanslarının evrensel yedi boyutla rezonesinin ifade edilişini gördüm. Abdeste kullandığımız merkezlerin minör ve majör çakralar olduğunu; bunların su ve toprak enerjisi yardımı ile nasıl uyarılıp, çıkış kanallarından sağaltmayı yaptığımızı farkettim.
Namazın zihin, ruh ve beden enerjisinin en uyumlu kullanıldığı bir sistem olduğunu; ellerimizin duruşu ile çakralara yaptığımız yüklemenin reiki ile büyük benzerliğini, secdenin kundalini enerjisinin açığa çıkarılıp taç çakraya kadar geçişinin kolaylığını gördüm. Ne kadar yoga asanalarına benziyordu.
Duadaki, parmak uçlarına yönlendirilen o güçlü enerjinin altıncı çakrada birleşip özden kaynağa o güzel hedefini izledim.
Bugünkü bilimin kabul ettiği beyin elektriğini harekete geçirerek yeni beyin hücrelerini devreye sokup programlayan meditasyonu; dervişlerin, sufılerin, bizlerin zikirle yaptığını ve yeni devreleri Esma-ül Hüsna terkiplerini mantra gibi kullanıp yeni mana yüklemeleri ile programladıklarını, kendindeki ilahi güçleri nasıl açığa çıkardıklarını anladım.
İslamiyet toplu dua ve ibadetle o büyük kanal olmayı, megalitik alanlar yaratmayı anlatmıştı, öğretmişti bize.
Ya astral seyahat ile tayyi mekan-tayyi zaman benzerliği. Hz.Muhammed “Bu bir ilimdir. Havas ilmidir. Allah'ın ilimlerinden biridir. Sihir değildir!” dememiş miydi?
Sizlere kendi ilmimizi Anadolu-İslam sentezi ile anlatacağım. Doğa üstü güçler, hurafeler veya nedir bu spritüalizm diye fikir karmaşasına girdiğimiz fenomenlerin, aslında kullanmasını bilmediğimiz gerçek potansiyellerimiz olduğunu ve bize atalarımızın bunu zaten anlattıklarını açıklayacağım. Bizim kültürümüzde de bunlar vardı. Açığa çıkaracağız.
Sizleri enerjilerin en güzeli olan sevgi enerjisi ile
selamlıyorum.
Sevgi ile kalın ve oradan hiç ayrılmayın....